Mustafa Balbal: Ramazan Davulculuğu Geleneksel Faşizmdir

Ramazan Davulculuğu Geleneksel Faşizmdir

Kısacası, faşistlik salt insanları asmak ve kesmekten ibaret bir durum olmadığı gibi, bilinçli olarak, her türlü baskı ve tacizde bulunmak da bir nevi faşistlik sayılabilir.

Mustafa Balbal

09.04.2022, Cts | 12:34

Ramazan Davulculuğu Geleneksel Faşizmdir
Makaleyi Paylaş

Görüldüğü gibi, bazı geri kalmış toplumların ilkel kültürel dokularında faşisttik özellikler barınmaktadır. Aslında bu durum, dar anlamda “kültürel faşistlik” kavramıyla tanımlanabilir. Kültürel faşistlik, Türkiye toplumunun geleneksel kültür dokusunda da kendini göstermektedir. Örneğin, engelli insanlarla alay edilmesini konu edinen ve Ege yöresine ait olan zangaç oyunu, son derece incitici ve aşağılayıcı olmasına karşın, yöre düğünlerinde neşeyle oynanması bir nevi kültürel faşistliktir.

Diğer yandan, dehşet derecede şiddet içeren horoz, köpek ve benzeri birçok hayvanın dövüştürülmesi geleneği de buna örnek gösterilebilir. Bu geleneğin doğası gereği, ülkenin birçok yöresinde dövüştürülen hayvancağızlar, adeta yara-bere ve kan-revan içinde bırakılırken, sahipleri ile izleyiciler bu vahşeti adeta haz duyarak izlerler.

Birçok ülkede olduğu gibi, bu ülkede de, spor olarak gelenekselleştirilen avcılıkla sayısızca masum hayvanın katledilmesi de kültürel bir faşistliktir. Oruç tutmak isteyenleri sahura kaldırmak için, geleneksel olarak çalınan davulun gümbürtüsüyle oruç tutmayanları uykusundan etmek de bir nevi kültürel faşistliktir. Buna benzer süregelen pek çok örnek sıralanabilir. Bu tür ilkel gelenekler, nesilden-nesile ödünçlenerek devam eden kültürel faşistlik örnekleridir.

Kısacası, faşistlik salt insanları asmak ve kesmekten ibaret bir durum olmadığı gibi, bilinçli olarak, her türlü baskı ve tacizde bulunmak da bir nevi faşistlik sayılabilir.

Bu ülkede faşizm sorgulandığında, hemen herkes bildik birkaç ecnebi diktatörün isim ve yaptıkları eziyetleri akıllarına getirmektedir. Yani, faşizm hep ülke dışında aranır, irdelenir ve ciğerine kadar sorgulanır. Nedense bu ülkenin içinde bulunduğu faşizm sarmalını hiç kimse aklına getirmez. Çünkü ülkedeki iç faşizm, yerli ve milli olduğu için, pek kötümsenmediği gibi, hatta elinden geldiğince üstü pek kalın örtülerle örtülmeğe de çalışılır. Görüldüğü üzere, gelenekselleşen kültürel faşistlik, uygar yaşamı tehdit eder derecede toplumda yer edinmektedir.

Bu toplumun kültürel yapısı icabı, Kemalist Cumhuriyet’in her döneminde Kürd’lere, Alevi’lere ve solculara uygulanan inkâr, baskı ve asimilasyon politikaları asla sorgulanmaz. Hatta bu durum, milli bir lüzum olarak görülür. Kenan Evren’in 12 Eylül faşizminden hesap sorulmaz. Darbeciler öldükten sonra ise, sembolik olarak dava açılıp, komik bir biçimde mezarda rütbelerinin sökülmesine çalışılır. Çünkü bu ülkede birçok şey görünürde vardır, fakat gerçekte hiç yoktur. Dolayısıyla bu ülkede, bilim, demokrasi ve uygarlıktan son derece bihaber şekilde yaşanır. Ve bu vahim durum asla dert edilmemektedir. Sürekli yapılarak övünülen “vatan-millet-sakarya” edebiyatı gibi hamasi söylem ve ilkel geleneklerle gururlanıp durulur.

1990’ların başında öldürülen 17 bin Kürd’ün faillerine bir cümlelik eleştiri bile yöneltilmez. Çünkü bu ülkede, “devlet ne yaparsa doğru yapar” geleneği şuursuzca kabul görür. Alevi köylerine Cemevi yerine Cami yaptırıp, dede yerine imam atayan Kemalist sistem asla eleştirilmez. Çünkü bu toplumun ruhunda inanç şovenistliği gizlidir. İşkence çığlıklarına kulak tıkılır, yoksulluğa ve sefalete şükredilir kültürü dominanttır. Mevcut çarpık sistemin birer kurbanları olarak, bedenini satarak yaşamını idame ettiren milyonlarca kadının namusu hiç önemsenmez. Ama davulun gümbürtüsüyle sahura kalkıldığında ise, adeta namus düşkünü kesilinir. İşte bunların tamamı kültürel faşistliğin tam da öz ifadesidir.

Bu ülkede faşizme karşı cesur bir duruş sergileyen vicdan sahibi aydınlar, sanatçılar, akademisyenler, yazar ve çizerler mahpushanelere tıkılırken, küçük bir duyarlı azınlığın dışında, kimsenin gıkı bile çıkmaz. Çünkü bu ülkede ilkel reflekssel algılarla yön bulunurken, ilim-irfandan pek beslenmeyen bir kültürle yaşanır.

Bu nedenle statükocu, tutucu ve gelenekçiliğe ölümüne bağlı olunduğundan, yerli faşizm pek faşizm sayılmaz. Bu ülkede ilkel geleneklerin arlanmadan faşizmin doruğuna kadar yaydırılmasıyla insan haklarının gasp edilmesi, neredeyse övünç kaynağı sayılır. Ata mirası olarak görülüp ilkelce sürdürülen Ramazan davulculuğu geleneğiyle de tuhaf şekilde övünülür.

Her Ramazan ayında olduğu gibi, yine bu Ramazan’da da, ilkel davul geleneği tekrar sürdürülerek, toplumun uyku düzeni ve sağlığı tehdit edildiği görülmektedir.

Davulun dehşet verici gümbürtüsüyle sahura kaldırılma yönteminin sosyolojisine inildiğinde, saat gibi vakit ölçer aygıtların hala icat edilmediği karanlık cahiliye döneminden kalma ilkel bir yöntem olduğu anlaşılıyor. Maalesef bu ilkel yöntem, günümüz bilişim çağında bile hala bilinçsizce ifa edilmektedir.      

Teknolojinin zirvede olduğu bu çağda herkesin kolunda, telefonunda ve evinin her odasında çalar saat varken, her yerde televizyon ve radyo benzeri teknolojik aygıtlar varken, bu ülkede neden hala davul gibi ilkel uyarı aygıtıyla insanlar sahura kaldırılıyor? Bu anlaşılır bir durum değil. Bu tür saçma-sapan ilkel geleneklerin yaşatılması adına, başkalarının rahatsızlığına aldırış edilmeden davul terörünün estirilmesi tamamen faşistliktir.

Bu ülkede milyonlarca gayrimüslim turist, milyonlarca hasta, uyuması gereken milyonlarca bebek, inandığı halde oruç tutmayan yığınlar ile inanmayan milyonlarca insan varken, neden her gece tokmaklanan davulun dehşet verici gümbürtüsüyle bunca insan yatağından uyandırılmak durumunda bırakılıyor? Bunu yapmaya kimin ne hakkı var? Her gece davul gümbürtüsü terörüyle insanları rahatsız ederek, bu ilkel geleneği ısrarla sürdüren kurum ve kişilerin diktatör Hitler’den, Franko’dan, Polpot’tan, Saddam’dan ve Kenan Evren’den hiçbir farkı yoktur.

Faşizm sadece insanları öldürmekten ibaret bir durum değildir. Aynı zamanda baskıdır, başkasının hakkını gasp etmektir, başkalarının duyduğu rahatsızlığı hiçe saymaktır, mobbingdir, ilkelliktir, dayatmadır, davul gümbürtüsü terörüyle tüm ülke insanını en tatlı uykusundan uyandırmaya mecbur bırakmaktır, vs…

İslamiyet’te sahura davulla uyanmalısınız diye bir ifade asla yok iken, ramazanda insanları davul sesiyle rahatsız edenlerin cehennemin dibini boylayacaklarını kendilerine hatırlatmayan dini otorite, doğrudan zan altındadır. Yine, islam anayasası olan Kuran’a ve Hadislere göre, Allah: “kul hakkıyla karşıma çıkmayın” demekte iken, başkalarının uyku hakkını gasp edenlerin, İslami ölçütlere riayet etmediğini söylemek, din uzmanlarının asli görevidir. Bu görevi yerine getirmeyen din uzmanları da aynı şekilde işlenen bu suça ortaktır.

Tüm bu olumsuzluklar ortada iken, din adamlarından ses çıkmadığına göre, öyle anlaşılıyor ki, sistem tarafından geleneklerin gereksinim ölçüsünde dini kanunların önüne geçmesine olanak tanındığı gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Belediye ve benzeri kurumlar, “ramazan davulculuğu” adı altında kurslar açarak, sahur davulculuğu terörünü hortlatmak suretiyle, insanların zorla en derin uykularından uyandırılmasına ve böylece taciz edilmesine önayak olmaktadır. Böylesi bir kepazeliğin resmi kurumlarca teşvik edilmesi ve yasal olmadığı kadar, iktisatta tarifi de olmayan bir sektörün oluşturulması, ülkenin ilkel bir durumda olduğunun açık bir göstergesidir.

Ramazan ayı boyunca, bir davulcunun kazandığı para, asgari ücretin çok altında bir meblağa tekabül etmektedir. Çünkü insanlar davul sesinden rahatsız olduklarından, davulcuya para vermek istememektedir. Tam aksine, onları kapıda evire-çevire dövmek istercesine para vermeden kapıyı sert bir şekilde yüzlerine çarpmaktadır.

İnsanların her gece en derin uykusundan uyanmasına haksız yere sebep olan davul gümbürtüsü terörüne son verilmesi, devletin başlıca ödevidir. Aksi durumda, devlet bu tür ilkel geleneklerle haşır-neşir olduğu sürece, davul ile tokmak arasında daha çok dövüleceğe benziyor.

Dolayısıyla, bu ilkel kültürel davul gümbürtüsü kepazeliğine artık son verilerek, teknolojik aygıtların ayarlanmasıyla sahura kalkılmasının daha medeni bir yöntem olacağı gerçeği artık kavranmalı. Böylece, ramazanda “davul gümbürtüsü faşizmi” artık son bulmalı…

 

Bu makale toplam: 4315 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:17:20:45
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad

Mustafa Balbal

Yazarın Önceki Yazıları

Bıruki Aşiretinden Temoçin Ailesinin Erivan’dan Meclis-i Mebusan’a ve TBMM’ye Uzanan Siyasi Öyküsü Ekolojist HDP Üç Maymunu Oynuyor Selahattin Demirtaş’ta Liderlik Vasfı Var mı? Kürd Tarihi ve Sosyolojisi Bazen Abartılıyor 1916- Kürd Soykırımı Kürdolog Halil Hayali Kimdir? 140 Yıllık Mültecilikten Tetikçiliğe Çerkes’ler… Aşiret Derneklerinin Sakıncaları Ve Aşiret Sosyolojisi Şêx Faxri Bokarki’nin Direniş Öyküsü Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -8- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -7- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -6- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -5- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -4- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -3- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -2- Mahabad Kürd Cumhuriyeti’nin Sosyolojik Tarihsel Kronolojisi -1- HDP ile CHP’nin Muhataplık Paradoksu Atatürk Laik’miydi? Türkiye’de Kemalist Irkçılığın Sosyolojisi ve PKK Faktörü Yahudi-Arap Çatışması ve Kürd’ler Ermeni’ler Kimdir, Neden Toprak Sattılar? 1 MAYIS VE KALIN ENSELİLERİN İSTİSMARI Ermeni’ler Nekadar Kürd Öldürdü? Seyidxan ile Elican’ın İsyan Öyküsü ve İTC-Ermeni İşbirliği 2. bölüm Seyidxan ile Elican’ın İsyan öyküsü ve İTC-Ermeni İşbirliği Mele Mıstefa Barzani’ye saldırmak ahlâki değil Mahabad Kürd Cumhuriyeti gibi, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni de Yıkmaya Çalışıyorlar Şeyh, Tarikat ve Kürd’ler ''Seyyid'' kimdir? Ve Kürd’ler… Bir Zamanlar Erivan Radyosu Kürd’lerin Devlet Olamayışının Faktörel Kronolojisi Ezidi Soykırımcısı IŞİD'in referans kodları 33 Kurşun Yahudi Jenosid'inin dün ve bugününe Kürd'lerin bakışı Dengbêj Seyidxan’ê Boyağçi’nin Cenazesinde Görülen Vefasızlık HDP'nin Yürüyüşü ve Demokrasi Çıkmazı Feridun Yazar'ı Anmak ve Anlamak Ahlât Selçuklu Mezarlığı söylemi ütopik bir söylemdir Kızıl Kürdistan'da Ermenistan'ın Vahşet Anatomisi
x